Kanın umut olsun, Gizem’e hayat olsun!
http://kanindahayatvar.blogspot.com/
Anne Dediğin!
Malum, bugün Annelerimizin Günü. Analarımızın… “Anne” iyi hoş da, şöyle damardan bir “ANA” demenin de tadı ayrı. Yine de “Anamm, garib anamm, güzel anamm.” diye Küçük Emrah’a bağlayıp demagojinin dibine vurmak gereksiz tabi.
Hafta başından itibaren yurt genelinde yüzlerce, hatta binlerce kişide bir kaşınma baş gösterdi. Bünyeler huzursuzlandı. “Anneme ne alsam, Allah’ım ne alıcam ben ya!” gibi cümleler beyinlerde uçuştu. Kimi açık açık “Anne ne ihtiyacın var? Söyle alayım.” diye girdi meseleye, kimi çaktırmadan ağız aradı. Kimisi “Ben anneme bi hediyeyim zaten!” diyerek beyninde bitirdi olayı. “Anneler Günü kapitalizmin icadı, benim için her gün Anneler Günü” diyen Vatan Kurtaran Şaban’lar bile sonunda gidip paşa paşa kutladı annesinin gününü. Hele bi kutlamasın!
(Yeri gelmişken, Anneler Günü’nün kapitalist emellere alet edilmesine, anne sevgisinin alınacak hediyenin değeriyle ölçülmesine son derece karşıyım. Aslında genel olarak kalbimizde yeri olan herşeyin kapitalizm tarafından kullanılmasına karşıyım ve bunu yapanlara güzel, sağlam küfürlerim var. Neyse…)
Medya Kralı ve “Kanında Hayat Var” kampanyası!
Gizem şu anda bir dansta. Dans ediyor. Kendi deyimiyle: “Arkadan bir Teoman şarkısıyla”… Kavalyesi, aynı zamanda düşmanı(mız) olan Lösemi. O dansederken, biz etrafında halka oluşturmuş seyrediyoruz. Adımlarını şaşırması veya ayağının takılması halinde biz hep orada hazır bekliyoruz. Ve hep öyle olacağız. Gizem alkışlarla dansı bitirecek ve gelip tekrar masasına oturacak.
Gizem bizim kahramanımız. Biz ise onun emrine amade ordusu. Onu kahraman yapan, bu hastalığa sahip olması değil. Çünkü bunu kendi seçmedi. Onu kahraman yapan, hastalığı karşısındaki duruşu ve taktiği. Çünkü evet, bunu kendisi seçti!
Hal böyle olunca, aradaki kilometrelere rağmen onun macerasına sanki yanı başımızdaymış gibi adım adım şahit olduğumuzdan, bu macerayı mümkün olduğu kadar duyurmak için yanıp tutuşuyoruz. Ve aynı zamanda yardım istiyoruz; çünkü Gizem’in bu hastalığı yenmek için paraya-pula ihtiyacı yok! Yurtdışında özel kliniklerde yapılacak pahalı ameliyatlar çare değil! Tek çare, 18-55 yaş arası 50 kilo üstü her insanın kıçını kaldırıp, belirtilen merkezlerden birinde 2 tüpçük kan vermesi! Bundandır sabırsızlığımız, öfkemiz…
Gizem’in hikayesini duyurmaya karar verip, Twitter’da ünlülere “paylaşın lütfen” diye menşın atmanın işe yaramadığını anladığımızda, aklımıza gelen ilk isim Okan Bayülgen olmuştu. Çünkü hem Gamze Anne’den dolayı konu hakkında bilgiliydi, hem de sosyal medyadan doğan ve yayılan işlere karşı duyarlıydı. En önemlisi; her iki medyada da en çok izlenilen, takip edilen adamlardan biriydi!
Twitter’da çevrimiçi olduğu bir gün, #gizemicin1program hashtagiyle dakikada bilmemkaç tweet ile taaruza geçmemizin ardından, bolca çemkirdiğim özel mesajlarımın da etkisiyle “Tamam ulan tamam, hayır mı dedik!” tadında bir tweet ile yüzlerimiz güldü.
İlk aşama tamamlanmıştı! Ama Okan abi’den “şu şu gün şu saatte şu adresteki stüdyomuza konuk olarak bekliyoruz” şeklinde bir davet almamızın zor olduğunu biliyorduk! İstemediği için değil, feci derecede unutkan olduğu için! Yine biz kendimizi hatırlatacaktık, ilk adımı biz atacaktık.
Gizem’den mesaj var!
Şimdi efendim, ben bu sayfada pek video paylaşmam. Fakat günlerdir fellik fellik ilik aradığımız, biricik kahramanımız Gizem Çınar’ın karşısında boynumuz kıldan incedir! Dikkatle izlemeniz rica olunur!